Bloga e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 2.200 aboneye katılın

Gitme Dürtülü Filmler Serisi 1 – Castaway on the Moon

04 Oca Gitme Dürtülü Filmler Serisi 1 – Castaway on the Moon


castawayFilm  incelemeleri serimize  başka  bir  film  ile  başlamayı planlıyordum  ama  tesadüfen Castaway on the Moon  filmini izledim, ve çok etkilendim.  Ondan bahsetmek istiyorum. Orijinal ismi Kimssi pyoryugi.  Kim’in Adası gibi bir anlamı var.

Film  2009 yapımı bir  Güney Kore filmi. Tür olarak ne derseniz o olur; romantik komedi, absürt, modernizm eleştirisi, dram… Özellikle Güney Kore ve Uzak Doğu toplumuna  çok vurgulu bir eleştiri. Topu gediğine sokar cinsten.

Hikaye  başkent Seul’de geçiyor. Kim  soyadlı bir adam (ki bu yaklaşık her dört Koreliden birinin sahip olduğu soyaddır) köprüden Han Nehri’ne atlayarak intihar etmek ister . Uyandığında kendisini nehrin içerisindeki insansız bir ada olan Bam  Adası’nda bulur. Adada  Robinson Crusoe gibi münzevi bir hayat sürmeye başlayan Kim ile onu odasının penceresinden tesadüfen fark edip takibe alan hikikomori* kız arasında ilginç bir iletişim başlar. (Güney Kore  ve Japonya’da çok yaygın olan bir davranış-hastalık olan hikikomori, toplumdan soyutlanıp odaya kapanma  şeklinde oluyor. Daha  fazla bilgi için: ekşisözlük )

castawayonthemoon2

Toplumdan, hayattan, boktan dünyadan kaçmak üzerine bir harika hikaye işte.

Şu an bu  yazıyı Seul’de, filmin hikayesinin geçtiği Han Nehrine birkaç km uzaktaki bir yerden yazıyorum.  Düzenli takipçilerimin bildiği üzere yaklaşık 2 yıldır genellikle  Seul’de yaşıyorum. Bir ülkeyi, onun insanlarını tanımak için bu süre yeterince uzundur. Halbuki ben Koreliler hakkında  nasıl bir yargıya  varacağımı bilemiyorum. Bugün henüz bu filmi izlemeden önce neden bu ülkede olduğumu sorgulamaya başlamıştım. Bu tuhaf toplumda yer alarak ömrümü mü heba ediyorum endişesine kapıldım. Korelilerin  yapmacıklıklarına kızdım. Herkesin aynı tür müzikler dinlediğini, aynı kıyafetler giydiğini, toplu  taşıma araçlarında evlerindeymişcesine makyaj yapmaya devam ettiklerini düşündüm. Henüz  1 ay önce Türkiye’de anneme Kore’nin nasıl Türkiye’den daha iyi bir yer olduğunu anlatırken şimdi Kore’den kaçarcasına  ülkeme dönmek istiyordum.

Sonra filmi izledim. Meğer kaçmak isteyen bir ben değilmişim. Ayrıca benim kaçıp da sığınabilecek bir ülkem varken…

Robinson Crusoe olmak için okyanus ortasında ıssız bir adaya  ihtiyaç yok artık demişti birisi. Parasız kalmak, toplumun eleştirir bir konuma gelmek yeterince toplumda sizi yalnızlaştırır zaten. Eğer düzendeki bir şeyleri kabul edemiyorsanız kendinizi besleyecek umutlar yeşertmeniz lazım.

Umut, Korecesi 희망 (“iman” gibi telaffuz edilir) olan kelime. Ya cebinizde bolca bundan olması gerekir. Ve yahut usluca sürüyü takip etmelisiniz. Filmdeki gibi ya fast-food kuryecisinin getirdiği noodle servisini kabul edip döngüye dahil olacaksınız ya da tohumunu kuşun bokundan çıkardığınız mısır başaklarının umutlanıp size kendi noodle’larınızı vermesini…

Ansızın çekip gitmeyi düşünenlere bolca fikirler verebilecek bir filmi tanıtmaya çalıştım. Umarım başarılı olmuşumdur. Filmi izleyen takipçilerim siz de bir zahmet burayı yorumlarınızla yeşillendirin.

tumblr_mzlv4b6HUt1r15lhjo3_1280“Gitme Dürtülü Filmler Serisi” devam edecek…

The following two tabs change content below.

Omer Dogan

Mimar, Şehir Planlamacısı
Seyahatya.com sitesi yazarı. Şu an Güney Kore'de yaşıyor.
4 Comments
  • strangertoworld
    Posted at 08:07h, 30 Haziran Cevapla

    Robinson’un adası sandığımız kadar uzakta olamayabiliyormuş. Sabah akşam noodle hayaliyle yatıp kalkan Kim, noodle geldiğinde tercih yapmak zorunda kaldığı vakit fark edebildi gerçekte istediği şeyin ne olduğunu. Demek ki yaşarken çoğu zaman anlayamıyoruz gerçekte neyi hedeflediğimizi, neyle mutlu olacağımızı. o yol ayrımına gelmek gerekiyormuş.

    bir de kızın ay fotoğraflarına merakı ve gerekçesi ilgi çekiciydi. “kimse olmadığı zaman yalnızlık da hissedilmez”

    • Omer Dogan
      Posted at 20:44h, 30 Haziran Cevapla

      Evet. Bircogumuz stranger to world modundayiz. O yuzden bize gezegenin her yeri Robinson’un adasi.

  • shahrbanoo
    Posted at 17:22h, 04 Ocak Cevapla

    Merhaba, ilk defa bir yazını gerçek anlamda samimi ve güçlü bulduğum için yazıp hakkını vermek istedim. Iki yılın yeterli olduğunu söylemişsin ancak ben biraz daha kalıp oranın daha bir çok farklı özelliğini bulup çıkaracağına inanıyorum. Ancak bununla birlikte ülkene kaçma istediğini oldukça doğal ve haklı buluyorum. Film nedense çok ilgimi çekmedi ama buna içinde bulunduğum sınav döneminin de etkisi vardır sanırım, sonra tekrar incelemek üzere. sağlıcakla.

    • Omer Dogan
      Posted at 08:52h, 05 Ocak Cevapla

      Teşekkürler Banoo. Sana inanıyorum…

Cevapla

%d blogcu bunu beğendi: